‘din’ Kategorisi için Arşiv

dini yaratan sebepler

Cuma, 02 Şubat 2007

dini yaratan etkilerin günümüzden farklı olduğunu düşünmüyorum.
çünkü bunlar değişik olsaydı inanılan dinler ve inanış şekilleri de farklı olurdu.

dine yönlendiren en önemli etken korkudur:
dinlere bakıldığında (özellikle ibrani dinler) korku unsurunu (cehennem) yoğun kullanırlar. arap çöllerinin sıcağının sıkıntısını bilen araplara yanacakları ateşlerle dolu cehennem ile korkutmak rastlantısal olmasa gerek.

ikinci etken mükafat:
yine yoğun işlenen temalardan biri mükafat temasıdır. dinlerin çıkış zamanlarına bakarsak yokluk, ahlaki çöküntü, kaos gibi negatifliklerin hakim olduğunu görürüz.
dinler cemaat ruhunun verdiği kenetlenme ve sığınma isteklerini karşılarlar. diğer taraftan da ölüm sonrası için bu dünyada sürekli ulaşmaya çalıştıkları şeyleri sunar.
(islam da arapların hayallerini süsleyen bahçeler, nehirler, hatunlar cennet nimetleri olarka habire işlenmiştir.)

üçüncüsü: bilinmeyeni öğrenmeye yönelik ihtiyaç ve bunun din tarafından karşılanması.

dördüncüsü: aitlik ve topluluk gereksinimleri.

bilim ve din ilişkisi

Cuma, 02 Şubat 2007

teizm bir inanca sahipse ateizm de bir inanca sahiptir.

felsefe veya dinler bilinmeyen temel konularda kendi özel bilgilerini üretip, bunu bir inanç giysisi olarak taraftarlarına giydirmiş ve kendi askerlerini üretmişlerdir.

..

bilim bir inanca temel teşkil ettiği gibi, her hangi bir inancın aracı olarak da kullanılır. bu noktada neredeyse tüm inançlar (hatta uygarlık karşıtları bile) bilimi makyavelistçe kullanmaktan geri durmazlar.

bilimin bu yönü kendisini, yukarıdaki tartışmada bahsedilen teolojik hiyerarşinin kimi zaman doruğuna bile çıkarabilir.

sonuçta irrasyonel teolojiler materyalist teolojilerle sentez olur ve şimdiki ne idüğü belirsiz, amaçları ve araçları bulanmış, kendini arayan ama hiç bir zaman bulamayacak, herkesin kendince tanımladığı çöplüklere dönüşür.

akıl ve kalp

Salı, 31 Ağustos 2004

Mistikler akıl (beyin) den başka bir de kalp şeklinde isimlenen bir bilinçten bahsederler.

kuran’da da bu kalplerin huzura ermesi, kararması, mühürlenmesi şeklinde ifade bulur.

bazıları da kalbi ruh olarak algılarlar.

halbuki insan şöle bi kendine baksın. gözle gördüğünden başka bir şey yok onda. ne var ne yok annesinin yumurtasını dölleyen babasının spermiyle döllenen bir emriyonun zamanla gelişmiş hali.

et, kemik, deri, kan, hormonlar, sinirler, vücut kimyaları, …

aklımızı yaratan beynimiz var. yine beynimiz duygularımız yorumluyor.

ama bazı şeyler de var beynin kontolü ile gelişmiyorlar. korkmak, gülmek, refleks, ağlamak, stres,..

bunlarda da vücut kimyaları ve özellikle de hormonların etkisi çok fazla.

geriye bi tek kaynağını çözemediğim içgüdüler var. o da zaten kalp denilen kavramdan bağımsız.

bütün belirtilen şeylerin kaynağı tanımlabilirken hala daha mistikler kalp diye bir şey ortaya atarak insanları bilinç ve akılla karar vermekten uzaklaştırmaya çalışırlar.

peki size göre kalp denen şey nedir?
kararlarımızı ve hayatımızı ne kadar etkiler?
etkilemeli midir?

vahdet-i vücud

Pazartesi, 30 Ağustos 2004

Vahdet-i vücudu savunmakla herşeyin allah’dan olduğunu söylüyorsun.

Yani tüm varlığın var olmasına sebep Allah’tır, dolayısıyla da Allah varsa herşey var demektire geliyoruz (yada varlık varsa Allah’da vardır)

Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep Allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor.

Sen Allah tüm kainattır diyorsun, ben de varlığı yaratanın tüm varlıklar arasındaki olagelen ilişkilerin kaotik düzeninin kainatı yarattığını söylüyorum.

Sen “Hürriyeti Mutlaka Fikri, Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur” diyorsun ben “mutlak özgürlük mutlak kaosta mümkündür diyorum”

Sen “insana özgürlü allah’tan gelir” diyorsun ben “insanın kaos ve sisteme teslim olmasıyla/uyum göstermesiyle” özgür olabileceğini söylüyorum.

Sen “Allah dan başkasına itaatin (buna kendi nefsin de dahil) özgülükten uzaklşatıracağını söylüyorsun” ben “tabiatımıza uygun ve evrene katılımcı bir bilinç gelişirip tüm iktidarları reddetmekle özgürlüğe ulaşılabilceğini söylüyorum”

tanrı öldü

Pazar, 29 Ağustos 2004

Aslına bakılırsa Tanrı bir kurgulamadır. Onu insan beyni üretir. Yazılmış kitaplar ve onu yorumlayan insanlar. Başka da bir veri yok tanrı için.

Yüzbinlerce yıl insanları ürettiği tanrılar saflıklarını yitirdi ve fonksiyonları ortadan kalktı. Tanrı tanrılığını kaybetti. Tanrı öldü.

Tanrı yeniden aslına dönünceye kadar onu öldürmek yada ölü tutmak gerekir.

inanç

Salı, 24 Ağustos 2004

din moduna girdiğinde, doğru namaz kıldığında, O’nunla irtibata girmeye çalıştığında, Kuran okuduğunda tanrıyı bulduğunu sanıyorsun. Belki de buluyorsun. Ama emin değilim.

Çünkü bu şekilde bir şeye motive olduktan sonra bağlanmayacağın, inamayacağın bişey olamaz.

Düşünsenize adamlar uzaylılar gelecek diye toplu halde intihar etmişlerdi. Onlarda benzer yöntemleri uyguladılar ve inandılar davalarına.

Bu yüzden içinde olduğumuz durumu hep dışardan izlemek ve objektif değerlendirmek zorundayız.

İnanmak istedikten sonra inanılmıcak hiç bir şey yok.

kutsal olan ‘ben’ dir

Salı, 17 Ağustos 2004

İnsanın ben’ini kutsamasının anlamı nedir?
Ben tanrı mıdır?
Ben efendi midir?
Ben köle midir?

hangi felsefi doktrinlerce beslenebilir?
- nihilizm ?

ben i kutsamak özgürleştirir mi köleleştirir mi?

ben yalnızlaştırır mı?

ben bana dost/düşman olur mu?
ben başkalarına beni sevdirir/düşman eder mi?
aşk ben’ e midir?

siyasal/toplumsal sonuçları neler olur?

ben’in gücü nedir?
onunla işbirliği bize neler kazandırır?
ben bilmeyi sağlar mı?
ben anlamayı sağlar mı?
ben bilgi üretir mi?

ben bana vahyeder mi?


Önemli olan zoru başarmak ve onu kutsamak.

‘ben’ ‘biz’i inşa edebilirse o ‘biz’ kutsal olmayı hak eder.

Ve kutsal bir değer gibi korunmalıdır.

Allah bizden ne istiyor?

Cumartesi, 14 Ağustos 2004

Allah bizi neden yarattı?
Bizden ne istiyor?
Dünyada tek yaşıyor olsaydık yine de dinin kuralları geçerli olacak mıydı?

Allah’ı sevmek zorunda mıyız?
Sevmez isek cehenneme mi gideceğiz?
Biz ona ağa olamaz mıyız?
Neden bu kadar şeyi yarattı. Bize hizmet etsin diye mi?
Öylesye Allah bize hizmet edenleri yaratmakla bize hizmet mi ediyor?
Bizden yoksa bu hizmetinin karşılığını mı istiyor?
Peki hizmetleri (hediyeyi) reddedersek yine de onu sevmek zorunda mıyız?
Biz halk edildiğimizde böyle bir pazarlık mı yaptık ki şartlarına uymak zorunda kalalım?
ſartlarını kabul etmediğimiz bir anlaşmaya uymaya zorlanmak adil mi?

dinlerin evrenselliği

Cumartesi, 14 Ağustos 2004

İbrahimi dinler (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) bildiğimiz üzere yakın coğrafyalarda ve insanlık tarihi ile kıyaslandığında çok çok kısa bir zaman aralığında peşpeşe ortaya çıktıklarını görüyoruz.

Özellikle Müslümanların yahudilerle ilişkileri çok açıktır. Hatta kanunları bile birbirine karışmıştır (recm cezası). Bence müslümanlık yahudilikten çok fazla etkilenmiştir. Bazılarının zannetiği gibi bu etkileşim sadece sonradan değil (bkz. Muslafa İslamaoğlu. Yahudilik Temayülleri) daha İslamın bina olduğu dönemlerde olmuştur.

Dünya üzerindeki bu üç hakim din icad oldukları dönemlerin kültürlerini, kurallarını, gereklerini maalesef tüm çağlara ve kültürlere taşımışlardır.

Ancak bu dinlerin temellerine indiğimizde tüm dünyayı kapsayacak açık evrensel mesajlara rastlayamayız. Yani İslamiyet 6 ay gece/gündüz yaşayan bölgelerdeki namaz vakitlerine neden açıklık getirmedi. Neden kuran günlük olaylar üzerine yanıtlarla çoğaldı da tüm dünyanın evrensel sorunlarına net açıklamalar getirmedi. Neden genel felsefi sorulara yanıtlar getirecek kadar dahi açık cevaplarla gelmedi. Neden bu kanunlar dünyanın diğer yanlarında kurandan habersiz insanların kanunlarıyla aynı değil, neden …

Kuran kanunları hiç de tüm kainata hitap edecek gibi değil. Kafanızdaki şablonları çıkardığınızda sadece o dönem araplarının gündelik sorunlarına hitap etmekten ileri gitmediğini göreceksiniz.

Kuranın kanunları o dönemin lokal coğrafyasının lokal sorunları ile ilgilendi. O dönemin sorunlarına kuran ile getirilen çözümlere günümüze taşımaya çalışarak hayatı düzenlemeye çalışmak insanlara zulümdür.

Ya Kuranın evrensel mesajını yakalayıp onunla tüm hayatı yorumlayın yada boş işleri bırakın. Bu işler böyle olmayacak.

Algı ötemizi fizikötesi ile yorumlama hastalığı

Cuma, 13 Ağustos 2004

yaşadığımız ve ulaşabildiklerimizi incelediğimizde belli tabiat kanunlarına tabii olduklarını görüyoruz.

ağırlık, hacim, sonlu olmak, başlangıç ve bitişinin olması, vs.

mesela hacimi alalım.

her hacimi başka bir hacim kapsıyor.
örneğin bir bardak suyu kapsayan bardak bir odada, oda evde, ev atmosferde, atmosfer uzayda, uzay, …

evet nokta noktaya geldiğimizde bu noktadan sonra algılarımız yetmediği için fkir yürütmeye başlıyoruz ve çoğunlukla fikirlerimiz fizikötesi oluyor.

insanlar uzayı bilemden önce önce dünyayı kapsayanı kafalarına göre yorumluyor ve çoğunlukla tanrı ile ilişkilendiriyorlardı.

şimdi uzay bulundu. yani fiziksel bir cevap var elimizde artık.
ilerde başarabilirsek uzay ötesini de bulacağız ve eminim onu da fizik parametrelerle değerlendirebileceğiz.

neden ulaşamadıklarımıza hemen fizikötesi yorumlar yaparız.

çünkü bu bizim eski çağlardan kalma dini üretme geleneğimizin bir tezahürü.