‘felsefe’ Kategorisi için Arşiv

bilim ve din ilişkisi

Cuma, 02 Şubat 2007

teizm bir inanca sahipse ateizm de bir inanca sahiptir.

felsefe veya dinler bilinmeyen temel konularda kendi özel bilgilerini üretip, bunu bir inanç giysisi olarak taraftarlarına giydirmiş ve kendi askerlerini üretmişlerdir.

..

bilim bir inanca temel teşkil ettiği gibi, her hangi bir inancın aracı olarak da kullanılır. bu noktada neredeyse tüm inançlar (hatta uygarlık karşıtları bile) bilimi makyavelistçe kullanmaktan geri durmazlar.

bilimin bu yönü kendisini, yukarıdaki tartışmada bahsedilen teolojik hiyerarşinin kimi zaman doruğuna bile çıkarabilir.

sonuçta irrasyonel teolojiler materyalist teolojilerle sentez olur ve şimdiki ne idüğü belirsiz, amaçları ve araçları bulanmış, kendini arayan ama hiç bir zaman bulamayacak, herkesin kendince tanımladığı çöplüklere dönüşür.

septisizm

Perşembe, 09 Eylül 2004

septisizme taraftarım.
şüphe hem bir araç hem de sağlamadır.

bilimde de şüphe vardır.

şüphenin olmadığı yerde dogma vardır.

bilmemek

Çarşamba, 01 Eylül 2004

üzüleceğimizi bilsek de gerçekleri bulmak ve öğrenmek zorundayız.

mesela sevgiliniz sizi aldatıyor. bunu bilmemek sizi daha mı mutlu eder.??

bilmemek demek aldatılmak demektir.
tüm hayatımızda sürekli aldatmak üzere tetikte bekleyen fikirler, haberler, yönlendirmeler, ideolojiler, dinler,… vs varken gözlerimizi kapayıp aldatılmışlığımız ve kullanılmışlığımız içinde mutlu mu olacağız. ?

paranoyaklık ve şüphecilik

Salı, 31 Ağustos 2004

Paronayaklık şüpheciliğin ötesinde psikoloji de hastalık olarak da değerlendirilir. Yan, paronayaklar negatif paronaya eğilimleri göstererek mantığın ötesinde şüphelere dalarlar. Bu kıskançlık, yanlış hüküm vermek, vs gibi kötü sonuçlarla neticelenir.

Paronaya bazı pozisyonlardaki insanlarda artar. Özellikle iktidar olanlar olay büyüdükçe kontrollerinden çıktığı için şüphe ve paronayaları artar.

Bir de olayın gizemi arttıkça paronayanın şiddeti yine artar. Mesela pkk dan hatırlıyorum. casus diye bir sürü insan basit şüphelerle öldürülmüşlerdi.

1. Herşeye rağmen bilimin gelişmesi ve gündelik hayatta şüphe olması gereken bir durum.

2. Sağlıklı bir şüphecilikde; delillendirmedikçe şüphelere dayalı kararlar alınmamalıdır.

3. Sorgulama şüphe neticesinde ortaya çıkar. Sıralama şöyle olur:
şüphe (paronaya) -> sorgulama -> deliller -> yorum -> karar.
O halde karar dediğimiz üretmenin sonu şüphe ile başlar.

olasılık

Perşembe, 19 Ağustos 2004

Bir kurala dayanmadan hiç bir sey gerçeklesmez.

Bir parayi attiginizda yazi-tura gelme olasiligi, paranin ilk konumuna, sizin parayi atis hizina, paranin agirligina ve dolayisiyla dönüs adetine baglidir. Sartlar ayni oldugu müddetçe de hep ayni yüz gelir. Yani gerekli durumlar gerçeklestiginde olasilik ortadan kalkiyor degil mi?

Bu basit örnekten yola çikarsak daha komplex olasiliklar için de eger mümkün olsa ayni sartlar gerçeklesse yine rastlanti (olasilik) ortadan kalkar.

Rastlanti diye bir sey yoktur. Ona tanrisal içerik katmak, açiklanamayan ögeleri tanriya baglama gelenegimizden geliyor.

Mesela benim burada yazmam kesinlikle rastlanti degildir. Benzer sartlarin kesisim kümesinde onunla karsilikli yazisiyoruz iste. Baska bir açiklamasi var mi rastlantinin?

yaratilisi açiklayan teorilerden biri canlilarin sifresini tasiyan hücredeki DNA, RNA sarmallarinin rastlantisal olarak dizilmesi üzerine kurulur.
eger rastlantiyi var sayarsak arkasinda dogadan farkli bir güç aramak gerekir.

bilimsel olarak rastlanti diye bir sey yoktur. biz buna olasilik deriz ve bunun hesabini yapariz.
mesela bir data hattinda yanlis bit gönderilme sizin deyiminizle rastlanti iken biz buna olasilik deriz ve bunun olma ihtimalini hesaplariz.

aslinda rastlanti ile olasilik kelimeleri de farkli. daha önce dedigim gibi olasiligin gerçeklesmesi durumu tesadüf yada rastlanti olarak adlandirilabilir.

özetliyorum:

1. rastlanti olasiligin bir sonucudur.
2. olasilik kontol altinda olmadigi düsünülen olmasi muhtemel durumdur.
3. tesadüf ve rastlanti es kelimelerdir.
4. olasilik hesaplanabilir.
5. benzer sartlar yaratildiginda olasilik (dolayisiyla rastlanti) ortadan kalkar.
6. sartlari belirleyen gücün niteligi olasiliklari en aza indirmekle ters orantilidir.
7. olasiligi hesaplayan gözlemcinin olasik miktarini azaltmasi (dolayisiyla rastlantiyi ortadan kaldirmasi) istatistik hesaplara ve sartlarin analizdeki dogruluga baglidir.
8. sonuç olarak mutlak bilgi olasiligi ve rastlantiyi ortadan kaldirir. bu da onlarin olmadigina delalet eder.

Algı ötemizi fizikötesi ile yorumlama hastalığı

Cuma, 13 Ağustos 2004

yaşadığımız ve ulaşabildiklerimizi incelediğimizde belli tabiat kanunlarına tabii olduklarını görüyoruz.

ağırlık, hacim, sonlu olmak, başlangıç ve bitişinin olması, vs.

mesela hacimi alalım.

her hacimi başka bir hacim kapsıyor.
örneğin bir bardak suyu kapsayan bardak bir odada, oda evde, ev atmosferde, atmosfer uzayda, uzay, …

evet nokta noktaya geldiğimizde bu noktadan sonra algılarımız yetmediği için fkir yürütmeye başlıyoruz ve çoğunlukla fikirlerimiz fizikötesi oluyor.

insanlar uzayı bilemden önce önce dünyayı kapsayanı kafalarına göre yorumluyor ve çoğunlukla tanrı ile ilişkilendiriyorlardı.

şimdi uzay bulundu. yani fiziksel bir cevap var elimizde artık.
ilerde başarabilirsek uzay ötesini de bulacağız ve eminim onu da fizik parametrelerle değerlendirebileceğiz.

neden ulaşamadıklarımıza hemen fizikötesi yorumlar yaparız.

çünkü bu bizim eski çağlardan kalma dini üretme geleneğimizin bir tezahürü.

geçmiş ve gelecek

Cuma, 13 Ağustos 2004

1. Ölüm geldiğide yaşanılacak an bittiği için ölen bir insan için gelecek yok mudur?

2. Geçmişte yaşamış ve ölmüş biri için biz şu an onun geleceğini mi yaşıyoruz.?

3. Biz gelecekte yaşayanlar için onların geçmişlerini mi yaşıyoruz?

4. Geçmişi yaşanacak geleceğe döndürmek mümkün müdür? (Bu geçmişe dönmek anlamına da gelir)

5. Geçmiş ve geleceğin olmadığı ‘şu an’ nasıl tanımlanabilir. Geçmiş midir? Gelecek midir?. Böyle bir şey var mıdır? Yok ise geçmiş ve geleceğin iki ayrı kavram olduğu çelişkili olmaz mı?

Geçmiş ve Geleceğe somut bir benzetme yaparsak:

Tek bir çizgi üzerinde tek yönlü olmak şartıyla yol alalım. Geldiğimiz lokasyon geçmiş, gideceğimiz lokasyon gelecek olsun.
(Benzetme: Ankara’dan geldim. İzmitteyim. İstanbula gideceğim.)

1. Geldiğim yeri bilebilirim. Gideceğim yeri ise planlamışım. Gerçekte varabileceğim yada neyle karşılaşabileceğim meçhul. ſu anki pozisyonum (İzmit) oldukça net.

2. Geldiğim yer ve gideceğim yer az buçuk belirsiz olsa da şimdi bulunduğum yer tartışılmaz.

3. Geldiğim yer şu anki teknoloji ile fiziksel olarak ispatlanabilir. Gideceğim yer şu anki teknoloji ile ispatlanamaz.

4. Geldiğim yer için niyet ve amaçlar değerini yitirmiştir. Ancak gideceğim yer için niyet ve amaçlar önemlidir. Gideceğim yerin niyet ve amaçları geldiğim yere göre belirlenir.

5. ſu anda bulunduğum yerden gideceğim yere kendi pozisyonumu değiştirerek ulaşmak yerine gideceğim yerin poziyonu bana getirilirse oraya ulaşmanın olağandışı ve zor bir yolunu kullanmış olurum. Yönümü değiştirmemek koşulu çerçevesinde, ancak zeminin kaydırılması (İzmitten Ankaraya- sağdan sola) yönetimiyle ankaraya ulaşabilirim.. Bu olasılık bize geldiğimiz yerin de bize getirilebilme olasılığını da doğurur ki bu da zaman yolculuk anlamına gelir.

6. geçmiş ve geleceği uçlarını birleştirirsek elde ettiğimiz çember bizi sonsuzluğa götürmez mi?

etik ve ahlak

Salı, 20 Temmuz 2004

Etik, kökü antik Atina’ya değin uzanan bir sözcüktür. Esas olarak toplumsal ilişkilerde uyulacak davranış normlarının akıl yürüterek, tartışarak geliştirilmesi anlamına gelir.

Yani seküler bir kavramdır.

Ahlak ise toplumsal ilişkilerin hukuk normları dışında kalan kısmını düzenlemede teis bilginin kullanılmasıdır. Yani kökeni tanrı kanunlarına dayanır.

Ahlak kanunları tanrı buyrukları gibi olduklarından tabudur ve değiştirilmesi güçtür. Etik kanunlar ise insan yapısıdır ve modern gereksinimler sonucu üretilip güncellenir.

Her nekadar birileri çıkıp yok öle şey filan diyebilir ama gerçekte de böle bir ayrım yapıp bu iki durumu birbirinden ayırmak gerekir.

..

ahlaki dürtüleri harekete geçiren şey “yaptığımız şeyin bizim de başımıza gelme ihtimalini düşünerek hareket etmektir.”

yere tükürdüğümüzde ilk aklımıza gelen tükürüğün iğrençliği ve canımızı sıkması.

bunu kendimiz için istemediğimiz için ahlaki bir kural formatına dönüştürürüz.

bilgi doğuştan mı gelir ?

Pazar, 18 Temmuz 2004

Sokrates bilgi doğuştan gelir demiş. Pek gerçekçi gelmese de ben bunun üzerinde ciddi bir şekilde eğilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bunları okurken Ali’nin bir sözü aklıma geldi:

İlim bir nokta idi cahiller onu çoğalttılar. (Böyleydi sanırım)

Sokratesin bilgi dediği şeye ilim dersek Ali nin bu sözü yukardaki sorumuza biraz açıklık getirebilir.

Yani ilim gerçekten doğuştan kazanılmış ve insan yaratılışında var olan bir şey olabilir belki de.

nasıl ki hayvanlar içgüdüleri ile akıldışı işler yapıyorsa insan için de bilgi içgüdüsel olabilir.

sebep-sonuç ilişkisi

Çarşamba, 07 Temmuz 2004

Sebepler olmadan sonuçlar olur mu?
Sonuç sebebe mahkum mudur?

Ya da tersten düşünürsek;

Sebepleri yaratan sonuç mudur?

Veya;

Sebepler birer sonuç yada sonuçlar birer sebep midir?

(more…)