aşk nedir ?
Perşembe, 09 Eylül 2004aşk sevgide yalnızlıktır.
aşk sevgide yalnızlıktır.
Yalnızlık paylaşımın olmamasıdır.
eğer çevrende insanlar olmasına rağmen onlarla paylaşımın yoksa yalnızsın demektir.
çevrende hiç bir insan yoktur ama bir kitap okursun ve yazarla paylaşım içine girersin. yalnız değilsindir.
kısacası paylaşımın varlığı yalnızlığı ortadan kaldırır.
..
her giden yalnız gider.
..
üzüleceğimizi bilsek de gerçekleri bulmak ve öğrenmek zorundayız.
mesela sevgiliniz sizi aldatıyor. bunu bilmemek sizi daha mı mutlu eder.??
bilmemek demek aldatılmak demektir.
tüm hayatımızda sürekli aldatmak üzere tetikte bekleyen fikirler, haberler, yönlendirmeler, ideolojiler, dinler,… vs varken gözlerimizi kapayıp aldatılmışlığımız ve kullanılmışlığımız içinde mutlu mu olacağız. ?
Algılarımızla algılayabildiğimiz müddetçe ilgi konusu obje gerçektir.
Gerisi ise spekülasyon.
Mesela sen desen ki bana benim bir parmağım yok.
Bu senin için, seni gören ve normal bir insanda kaç parmak olduğunu bilen biri için bir gerçektir. Ama benim için gerçek olma ihtimali olan bir durumdur. Yani spekülasyon konusudur.
Mesela Süreyya doping aldı deniyor. Bunun gerçekliğini bizim bilmemiz mümkün değil. Çünkü doping alıp almadığına dair hiç bir algımız bize bilgi vermedi.
Tanrı konusu da öyle. Yine algılarımızla algılayamadığımız bir konu. Sadece ondan mesaj getirdiğini söyleyen insanların verdiği bilgilere sahibiz.
Sonuçta algılarımız teyit etmediği müddetçe bir şeye gerçektir yada değildir demek yanlış olur. Yorumsuz kalmak gerekir.
—
ilgi göstermişsek, duyu organlarımız algılamışsa ve varolduğunu beynimiz yorumlamışsa o şey vardır. onun var olduğunu aynı mevkide ve aynı zamanda bulunan insanlar da onaylayacaktır.
bu durumda onun var olması kaçınılmazdır. yani o bir gerçektir.
…
başka bir yaklaşım:
bunları cevap olarak yazdığım muhatabım olan Sen. Yazabilmen için insan olman gerekir. Bir klavye kullanmalısın ve bir beynin olmalı.
yani sonuçlar da varlıkların gerçekliğine delil teşkil edebilir. ama yine de bu tartışmaya açıktır.
sonuçlar üzerinden yola çıkarak varlığın olması bir yaratıcısının olması gerektiği fikrini öne sürenlerce tanrının varlığına delil gösterilir. halbuki bu daha önce ispat edilmiş birşey değildir. yani senin mesaj yazabilmen için var olman daha önce milyonlarca kez şahit olduğumuz bir olayın tekrarı iken tanrının yaratması için benzer bir pratik yoktur. yani orda belirsizlik ve yorum vardır.
şu halde sonuçlar üzerinden varlığı ispat için gerekli şartlardan birinin, daha önce benzer bir pratiğinin olması gerektiğini anlamak gerekir.
—
gerçek yoktur diyemeyiz.
gerçek geçicidir diyebiliriz belki.
mesela yerçekimi vardır diyoruz. cisimleri yere bıraktığımızda hep yere düşerler.
ama bi zaman ve mekan gelir cisimler yer düşmez olurlar. o zaman yerçekiminin gerçekliği ortadan kalkmış demektir.
ama şu anı değerlendiriyorsak, algılarımız gerçeği doğrulamasına güvenmek zorundayız.
egolarımız herşeyden üstün. dost belirlediklerimizden bile.
ama ne zaman ki dostluklarımızı egolarımızın önüne geçirebilirsek o zaman gerçek dostluklar elde edilir.
…
dost olmak için, sonsuz güven, koşulsuz vermek, maskesiz tutum ve değer bilmek gerekir.
herkes dost olamaz. bu iş insan olmayı gerektirir.
Akıl net bir şekilde eşitlik olmadığımızı gösterir.
Adalette bile eşitlik olmaz. Aynı durum için iki ayrı kişiye iki ayrı ceza vermek bence gerçek adalettir.
Yalnız eşitlik denince insanların doğal haklarını vermek/vermemek şeklinde düşünmemek lazım. Tabiki insanlar hakettiklerini ve doğal insan haklarını almalılar.
Ama doğal insan haklarının ötesindekileri hakettikleri kadarıyla ve bedel ödemek şartıyla almalıdırlar.
Herkese eşit hak dağılımı insan fıtratına, adalete ve sosyal sistemlere aykırıdır.
1. Barış da taraflar vardır. İnsan-insan, insan-doğa, insan-kendi, insan-tanrı, insan-eşya, insan-nefis, insan-bilgi, insan-adalet, …
2. Barış taraflar arasında bir husumet, güvensizlik, ezme-bastırma-iktidar isteği doğduğu anda bozulur.
3. Barışı önce duygular bozar, duygular eylemleri, eylemler nefretleri, nefretler tekrar duyguları,… tetikler. Yani kısır bir döngü oluşur. Bu kısır döngü taraflardan birinin yenilgiyi kabullenmesiyle son bulur.
4. Yenilgiyi kabullenen karşı tarafı kabullenmek zorundadır. İnançsal, fikirsel, maddi, manevi kabul olmaz ise gerçek barış gerçekleşmemiş olur ve külün içinde koz gibi yeni bir savaş için alevlenmeyi bekler.
Savaş ve barış insanlara özel kavramlar değiller:
Bir fil onlarca yıl sonra kendine zarar veren birine saldırabilir. Bu onun hafızasını, bilincini, ihtiyaç dışı saldırma ve intikam duygularının varlığını gösterir.
Bir de hayvanlar vicdani olarak da (bizim ideolojiler için savaşmamız gibi) saldırırlar. Yavruları saldırıya uğrayan bir tavuk canını kolaylıkla tehlikeye atar. Halbuki hayvansal ve otomatik bir davranışta bu olmazdı.
Hayvan topluluklarında biz de olduğu gibi lider erkekler vardır. Bunlar liderliği ele geçirmek için yaşlı haleflerini haledebilmek için sürekli tetikte beklerler ve ilk fırsatta saldırırlar. Topluluğun dişileri lider olduğunda hemen onun haremi olurlar.
Hayvanlarda barış da yine benzer. Yenilen taraf boyun eğer. Ama intikamını almak için yine de fırsat kollar. Bu da sürekli savaş halidir. (Bizde de öyle)
Hayvanlar içinde barışa en yakın yaratıklar sanrım balıklar ve daha alt bilinçler.
Balıkların hafızası 10 dakkayı geçmez. Bu durumda büyük savaşlar yaratacak intikam duyguları onlarda birikmez.
Savaş çığırtkanlarını dikkatle inceleyin. Sürekli size toplumun balık hafızasından bahsederler.
Toplumun balık hafızasında yaşam böylesi savaşlarla sürerken, fil hafızasına sahip olması durumunda ne olurduk allah bilir.
savaş toplumun evrimini sağlayan bir süreçtir.
savaşlar doğru ve yanlışı ortaya çıkarır.
savaş sadece şiddet değildir. şiddet kullanmadan da savaş olur.
şiddet kullanmadan yapılan savaşlar desteklenebilir ve bu çalışma içinde bulunulabilir.
1. zaman en boy yükseklik ile birlikte maddeyi tanımlayan dördüncü bir parametredir. zaman olmasa hiç bir şey olmazdı. yani bir şeyi gözlemleyebilmek için bizim ve objenin zaman boyutunda bulunmamız gerekiyor. ikisinden biri zamanın dışında olabilseydi acaba objeyi gözlemleme şansımız olur muydu?
2. zaman bana öyle geliyor ki beynimizin ürettiği bir kavram. beyin yorumlamak için zaman boyutunu hesaba katmak zorunda.
3. bazı durumlarda zamanın durduğunu yada hızlandığını hissetmemiz yine beynin zamanı algılama ve boyutlandırma niteliği ile ilgilidir.
4. zamanı beynin bir ürünü olarak ele alırsak ve gerçekte var olmadığını iddia edersek tüm algılayabildiklerimizi de red etmemiz gerekir.
5. olmayan bişey durdurulamaz veya ötesine geçilemez. bu bize zamanın olmadığı hakkında fikir verebilir.
6. zaman boyutunu varlıkların üzerinde kaldırırsak ne olur? herhalde o zaman sonsuzluğu keşfetmiş oluruz. yani yaratılmışlığın ilki ve sonu ortadan kalkacağı için yaratılış gerçeğini bulmuş olacağız. bu da bize tanrı hakkında fikir verecek.
TDK Sözlüğü: Değeri, üstünlüğü, yaşlılığı, yararlılığı, kutsallığı dolayısıyla bir kimseye, bir şeye karşı dikkatli, özenli, ölçülü davranmaya sebep olan sevgi duygusu, hürmet, ihtiram
—
Saygı size göre nedir?
Kimlere saygı gösterilmelidir? Bizden üstünlere saygı tamam da ya düşüklere?
Saygı olmalı mıdır?
Doğaya, hayvanlara, fikirlere, ırklara, tanrıya, vs. kavramlara karşıyı saygıyı irdeler misiniz?
—
saygı gerçek niteliğini ancak ast üst, çıkar ve korku ilişkisi içermeden bulabilir.
saygı senden daha zayıfa olmalı ki gerçek değerini bulsun. Senden daha üstüne olduğunda buna saygı değil ‘çıkar’, ‘korku’, ‘yalakalık’ gibi sıfatlar daha çok yakışır.
saygı, zayıf iktidarların otoritelerini korumak için üretilmiş suni bir kavramdır.
örnekler:
babanızdan korkarsınız yada ona muhtaçsınızdır. bu sebepten gönülsüzde olsa ona itaat etmek zorunda bırakılırsınız. ama büyürsünüz ve itaatinizi gerektirecek durumlar ortadan kalkar. bu sefer itaate devam etmeniz için saygı kavramını önünüze sunarlar.
ideoloji, fikir, büyüklerin lafları, vs. bunlar da çelişkiler görmeye başlarsınız. bunu ifade etmek istediğinizde sistemi muhafaz etme görevlisi muhafazakarlar yine saygı lafını dillendirmeye başlarlar.
…
saygı yerine sevgi kavramını oturtmak lazım toplumsal ve saygıyı gerektiren ilişkilerde. sevgi gönüllük esasını getirir, saygı ise isteksiz bir mecburiyet.
…
kimlere saygı göstermeliyiz sorusunun cevabı da burdan anlaşılır. yani sevdiklerimize saygı göstermeliyiz.
hislerimizin temeli nedir?
hislerimiz rutin hayat akışımıza, alt yapımıza, niteliklerimize bağlı olarak vermiş olduğumuz kararlardaki gönül rahatlığıdır. bunun doğrulaması yoktur.
işkence yapan amerikan askerleri, babasının gözü önünde sığındığı taşın arkasındaki çocuğu öldüren israil askerleri de hislere sahip ve hisleriyle hareket ediyorlar.
öyleyse hislerimizin de bir sorgulamaya ihtiyacı var demektir.