‘siyaset’ Kategorisi için Arşiv

toplumun evrimi

Perşembe, 09 Eylül 2004

her türlü evrimde olduğu gibi toplumun evriminde etkili parametreler vardır. Bunlar

1. güç: fırtınaya eğilmeyen ağaç kırılır. toplumu yöneten iktidarlar isteklerine göre toplumun gidişatı ile oyanayabilirler. bunlar; sermaye, askeriye, medya, bürokras, …

2. ihtiyaçlar/talepler: zaman bazı şeyleri tüketirken bazılarını yaratır. tükenenler ve yeni gelenlere uyum insanlara yeni gereksinimler doğurur. yeni gereksinimler ekonomik, sosyal ve siyasal değişimleri zorlar.

3. bilim ve teknolojinin gelişmesi: teknoloji geliştikçe yeni talepler doğar. sosyal hayat değişir. bireyselleşme artar. (bkn. bilim forumu)

4. muhalif hareketler: güç odakları her ne kadar halkı zorla yada kandırarak yönlendirse de her zaman bir muhalefetle karşı karşıyadır. eşyanın zıttıyla kaim olması kuralı gereği bu devam edecektir. muhalif yaşamlar, düşünceler, iyiyi ve adil olanı savundukları iddiasıyla yeni toplumsal projelerle iktidarların karşısına çıkacaktır. bu da toplum evrimindeki değişkenlerden biridir.

Bizim arzuladığımız muhalif bir uyarıcı/değiştirici kitle yaratmak yoluyla toplum evrimine katkı sağlamaktır.

Yukarıdaki yazıda da değinildiği gibi etkisi büyük olacak bu eylemin süresi ve kapsamı da uzun ve geniş olacaktır.

..

medeniyet üretmenin rolü

başta felsefe olmak üzere, kültürel, sosyal, ekonomik, siyasal, ahlaki, dil, aitlik bilinci, adalet, … gibi bireyi tümüyle ele alan konularda amaca uygun formatlar oluşturmak, bunları yaşanabilir ve uygulanabilir teorilere dönüştürmek ve ufak ufak örgütlenmelerle toplumun bağrında yeni medeniyeti yeşertmek.

kurgusal bir medeniyet yaratma olmamalı. hele akademisyenleri işin tepesine oturtmamak lazım.

kendiliğindenci bir yöntem olmalı. olay kendiliğindencilik olunca buna bir çerçeve çizmek de mümkün değil.

yapacağımız şu:

çekirdek bir kadro ile işin felsefesini, amaçlarını, pratikteki usulü belirlemek ve bunu yaygınlaştırmak.

eğitim

toplumu hobilere, kulüplere, kültürel aktiviteler vs gibi şeylere çekerek uğraşısı oldukları konuda amaçlanan formatta şekillenmelerini sağlamak.

böylelikle bilinci üretecek çekirdek bir uğraşı alanı yaratmak.

medeniyeti oluşturacak kendi alanında uzman bu kişilerin üretimleriyle yeni benzerlerinin kazanımını sağlamak. vs.

devrim ve anarşizm

Pazar, 05 Eylül 2004

anarşizmin felsefesi, gidişata müdahale etmeden kaos ortamında sistemin kendini yaratması ve sorunlarını çözmesi. sistemin evrime tabii olmasının sağlanması.

devrimci mantıkta ise sistem zorlama ile tepetaklak edilir. ama devrimcilerin sandığı gibi sistem çok az parametreyle tanımlanmaz. devrimciler tüm bu parametrelere ulaşma, değerlendirme ve doğru yorumla yeteneğine teorik olarak ulaşamazlar. her devrim muhakkak hüsrandır.

devimcilerin devrim sonrası jakoben tutumdan kaçınabilmeleri imkansızdır. çünkü zorla yıktıkları sistem tepki üretecek, devrimciler buna ‘karşı devrim’ diyecekler ve devrimlerine jakobenizm içinde devam edeceklerdir.

devrim önce kendi evlatlarını yer. Birey yok olur devrimci mücadelede. iktidarlar ürer. özgürlükler askıya alınır. bu durum teorilere de yansır. uğruna mücade ettikleri amaçlar yok olur, araçlar amaç olur.

güç kullanımı ile düzeni bozan iktidarların yine güç kullanımı ile altedilebilceğini düşünmeleri, bundan farklı yöntemlerin söylemi dejenere edeceğini düşünmeleridir.

halbuki güç kullanımı ile sistemi değiştirme, yıkmaya çalıştıkları seleflerinin yöntemi idi. Bu yöntem insanlığın bir geleneği ve hastalığı.

devrimciler de bu güce ulaşmak ve sistemi değiştirmek gayreti içindedir. Oysaki meşru yada meşru olmayan yollarla sahip olacakları gücün önce kendilerini bitireceğinin farkında değillerdir.

birlikte yaşam

Pazar, 05 Eylül 2004

Bir insan başka hiç bir insana benzemez.
Yada bütün insanlar birbirine benzer.

İnsanlar farklı zamanlarda, farklı şartlarda, farklı psikolojilerde, farklı organik durumlarda yaşarlar. doğal olarak bu durum her bireyin düşünmesine ve karar verme niteliğine etki eder. böyle bakıldığında her birey farklıdır.

bir insanın bir başkasının peşinden gitmesi peşinde olduğu insanı ilahlaştırmaması (iktidar etmemesi) şartıyla meşrudur. çünkü insanlar farklı yaratılış ve üstünlükleriyle bazı konularda diğerlerine önderlik ederler. yol gösterirler.

ancak önderlik kayıtsız şartsız telimiyete dönüşür ve sorgulama ortadan kalkarsa lider olan meşruiyetini kaybeder. bu ilişki yıkıcı bir ilişkidir.

ben kimseyi örnek almam. ama fikirlerine katıldığım ve bana açılım sağlayan insanlar olabilir. bu insanlarla ortak eylemlilik içinde olabilirim. ilişkim kendime bir ilah edinme değil, bir eylemi üretmek için işbirliği ve senkronizasyon ilişkisidir.

demokrasi

Cumartesi, 04 Eylül 2004

Demokrasi sanıldığı halkın yönetimi değildir.

Demoratik devlet biçiminin kurumlarını göz önüne alın:

Asker, bürokrasi, yargı, medya, sermaye, anayasa, politikacılar,..

Halk bunlardan sadece sisteme uygun olan ve sistem içi bir politik tercih yapabilme gücüne sahiptir. Politikacılar haricinde demokrasiyi oluşturan hiç bir kurumu ve içeriğini değil değiştirme, yorum yapma hakkına bile sahip değildir.

Bir diğer sorun da demokrasinin oylama usulü ile çoğunluğun (güçlünün) azınlığa (zayıfa) tahakküm kurma hakkını vermesidir.

Demokrasinin diğer kurumları halkın tercihini istedikleri gibi yönlendirerek tek yapabildikleri politikacı değiştirme haklarını da ellerinden almaktadır. Böylelikle “Bunu halk istedi” şeklinde bir kılıf uydurma şansını yakalamasıyla da demokratik güçler yerlerini korumayı ve iktidarlarını gizlemeyi başarmaktadırlar.

bilmemek

Çarşamba, 01 Eylül 2004

üzüleceğimizi bilsek de gerçekleri bulmak ve öğrenmek zorundayız.

mesela sevgiliniz sizi aldatıyor. bunu bilmemek sizi daha mı mutlu eder.??

bilmemek demek aldatılmak demektir.
tüm hayatımızda sürekli aldatmak üzere tetikte bekleyen fikirler, haberler, yönlendirmeler, ideolojiler, dinler,… vs varken gözlerimizi kapayıp aldatılmışlığımız ve kullanılmışlığımız içinde mutlu mu olacağız. ?

kralcılık

Pazartesi, 30 Ağustos 2004

İktidarın ortakları artıkça sömürünün şiddeti artar.

Kapitalizm ve Demokrasilerde iktidarın ortakları çoktur. En başta sermaye, sonra politikacılar, askerler, yargı ve medya. Bunlar hangi hükümet gelirse gelsin halk neyi seçerse seçsin hep iktidardadır.

Türkiyede bütçenin 1/3 nü götüren askerler, 100 binler civarında hiç bişey üretmeyen/üretemeyen politikacılar, mafya/güç odakları ile kolkola yargı ve sistemin propagandasını yapmakla tüm sayılan iktidar odaklarından payını alan medya, demokrasi dediğimiz sistemin iktidar merkezleridir.
Tüm bunlar çıkar için vardır ve hiç kimse bunları denetleyemez. Milletin kanını iliklerine kadar emerler.

Ancak krallık sisteminde şöyle bir avantajımız olabilir. İktidar tektir. Diğer iktidarlar Kralın kontrolündedir. Kral da bir meclis tarafından denetlenir. Yani kral iyi bir adamsa demokrasilerde denetlenemeyen ve kontrol altına alınamayan güçleri denetimi altına alır ve bunların zulüm üretmelerine engel olur.

Unutma ki monarşilerde kral bir meclis tarafından denetlenir. İktidar tektir ama alt birimler üzerinde denetim ve koordinasyon daha sağlıklıdır.

Ayrıca krallık geçmişle bağlantı kurulabilen ve devlet politikalarının tutarlı ve uzun soluklu olmasını sağlayabilen bir sistemdir.

‘Oylamaya dayalı sistemler’in manipüle edilen oylar nedeniyle sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda kralcılık bir ara çözüm olabilir.

barış

Pazartesi, 16 Ağustos 2004

1. Barış da taraflar vardır. İnsan-insan, insan-doğa, insan-kendi, insan-tanrı, insan-eşya, insan-nefis, insan-bilgi, insan-adalet, …

2. Barış taraflar arasında bir husumet, güvensizlik, ezme-bastırma-iktidar isteği doğduğu anda bozulur.

3. Barışı önce duygular bozar, duygular eylemleri, eylemler nefretleri, nefretler tekrar duyguları,… tetikler. Yani kısır bir döngü oluşur. Bu kısır döngü taraflardan birinin yenilgiyi kabullenmesiyle son bulur.

4. Yenilgiyi kabullenen karşı tarafı kabullenmek zorundadır. İnançsal, fikirsel, maddi, manevi kabul olmaz ise gerçek barış gerçekleşmemiş olur ve külün içinde koz gibi yeni bir savaş için alevlenmeyi bekler.

Savaş ve barış insanlara özel kavramlar değiller:

Bir fil onlarca yıl sonra kendine zarar veren birine saldırabilir. Bu onun hafızasını, bilincini, ihtiyaç dışı saldırma ve intikam duygularının varlığını gösterir.

Bir de hayvanlar vicdani olarak da (bizim ideolojiler için savaşmamız gibi) saldırırlar. Yavruları saldırıya uğrayan bir tavuk canını kolaylıkla tehlikeye atar. Halbuki hayvansal ve otomatik bir davranışta bu olmazdı.

Hayvan topluluklarında biz de olduğu gibi lider erkekler vardır. Bunlar liderliği ele geçirmek için yaşlı haleflerini haledebilmek için sürekli tetikte beklerler ve ilk fırsatta saldırırlar. Topluluğun dişileri lider olduğunda hemen onun haremi olurlar.

Hayvanlarda barış da yine benzer. Yenilen taraf boyun eğer. Ama intikamını almak için yine de fırsat kollar. Bu da sürekli savaş halidir. (Bizde de öyle)

Hayvanlar içinde barışa en yakın yaratıklar sanrım balıklar ve daha alt bilinçler.
Balıkların hafızası 10 dakkayı geçmez. Bu durumda büyük savaşlar yaratacak intikam duyguları onlarda birikmez.

Savaş çığırtkanlarını dikkatle inceleyin. Sürekli size toplumun balık hafızasından bahsederler.
Toplumun balık hafızasında yaşam böylesi savaşlarla sürerken, fil hafızasına sahip olması durumunda ne olurduk allah bilir.
savaş toplumun evrimini sağlayan bir süreçtir.
savaşlar doğru ve yanlışı ortaya çıkarır.
savaş sadece şiddet değildir. şiddet kullanmadan da savaş olur.
şiddet kullanmadan yapılan savaşlar desteklenebilir ve bu çalışma içinde bulunulabilir.

devrim ve anarşizm

Cuma, 23 Temmuz 2004

anarşizm tabiatı gereği dikte etmeye ve edilmeye karşıdır.

halbuki hiç bir devrim türü şiddet, baskı ve dikte olmadan yapılamaz.

dolayısıyla devrim fikri anarşizme taban tabana zıttır.

faşizm ve faşistler hakkında

Cuma, 16 Temmuz 2004

1. Faşizm, musolini tarafından filan bulunmuş bir şey değil. Onun için gerçek anlmada ideologları da yoktur.

2. Faşizm egoizmdir. Önce kendini sonra ailesini ve kavmini düşünür. Diğerleri onun için hep rakip ve düşmandır.

3. Faşist yetersizdir ve komplex sahibidir. Bu da onu kendini başka türlü ifade etmeye ve sanal düşmanlar üretmeye iter. Türk’ün türkten başka dostu yoktur lafı böyle bir psikolojinin ürünüdür.

4. Faşist aptaldır. Kafası çalışmaz. Derin düşünmez. Yüzeysel zakaya, yönlendirilmeye, itaate ve tüm eksikliğine rağmen iktidara düşkündür.

5. Faşizmi milliyetçilikten ayırmak gerekir. Her ne kadar faşistler milliyetçilerle pek çok konuda örtüşselerde her milliyetçi hatta ırkççı,faşist olmayabilir. Bu yüzden ırkçı, ulusçu ve milliyetçilere haketmedikleri bir şekilde faşist tabirini kullanmak pek adil olmaz.

6. Pozitif milliyetçilik olur ama pozitif faşizm olmaz.

7. Faşist için din, milliyet, akıl, insaf, adalet amaç değildir. O küçük çıkarlar için kullanır ve kullanılır. İdeolojisi yoktur. Devlet amaçlarını gerçekleştirmek için önemli bir araç olduğu için onun için çok kutsaldır. Bu yüzden onunla bütünleşir.

8. Faşist şeytanın ta kendisidir.

islamcı siyasetin geleceği

Çarşamba, 14 Temmuz 2004

1. 28 ſubatla siyasi ve fikri olarak ciddi bir darbe yediler. Davalarına inançları kalmadı ve örgütlülükleri çözüldü.
Ama bu gelişmeler onar açısından bana göre iyi oldu. Çünkü sapla saman birbirinden ayrılarak sanal İslamcı yapılanmalar bütünden ihraç edildi. Gerçi geriye de çok bişey kalmadı ama nitelik nicelikten önemlidir.
2. ſu an yeniden ama çok farklı olarak örgütleniyorlardır diye düşünüyorum. Siyasi ve sloganik tavırdan entellektüel ve bireye dönük bir çalışmaya girmiş olmalılar. Bu gelişme Mısır, İran tarzı Tevhidi söylemin yerini sistem içinde legal ve türkiyeli siyasete bırakacağını gösteriyor.
3. Ak Parti fikri olarak, Milli Görüşten değil Geleneksel Siyasal İslamdan beslenir. Ak Partinin başarısı ve sisteme entegresi tüm geri planınıda aynı doğrultuya sürüklüyor. Bu da geçmiş siyasal islam adına sorgulanması gereken bir durum.
4. Geleneksel siyasal İslam güçlenmeyecek. Yok olacak. Bunun yerine entegre olmuş ve ‘diğerlerini’ rahatsız etmeyen legal bireyselliği öncülleyen zayıf örgütlü İslam gelecek.
5. Mevcut İslam teolojisi bir kaç kısımda incelenebilir. Bunlardan tarikatçılara bişey olmaz. Çünkü onlar kendilerini geliştirebilecek dinamiklerden mahrumlar. Onlar böyle gelmiş böyle gider. Ama diğerleri özellikle mezhepçi yaklaşımlar ve muhafazakar ekol bayaa güç yitirecek. Kuran’ı tek kaynak gören, türkçeci temsilciler artacak. Bu da güzel bir dönüşüm bence.
6. islamcıların demokrasi içi çözüm arayışları İslamcılar olarak değil de demokrasi adına incelenmeli. Yani demokrasi ne kadar doğru ki islamcılar ona katılsın yada katılmasın diye fikir yürütelim. Eğer Türk politik/siyasetinde onlar da kirlenirse bu İslam adına kötü olur. Bu yüzden kim ne yaparsa yapsın bunu İslam adına yapmamalı. Herke yaptığını kendi kişiliğine ve niteliğine bağlamalı. Bu yönden bakıldığında İslamcı kimliği ile demokrasi içi çözüm arayışlarına pek doğru bakmıyorum.