demokrasi

04 Eylül 2004

Demokrasi sanıldığı halkın yönetimi değildir.

Demoratik devlet biçiminin kurumlarını göz önüne alın:

Asker, bürokrasi, yargı, medya, sermaye, anayasa, politikacılar,..

Halk bunlardan sadece sisteme uygun olan ve sistem içi bir politik tercih yapabilme gücüne sahiptir. Politikacılar haricinde demokrasiyi oluşturan hiç bir kurumu ve içeriğini değil değiştirme, yorum yapma hakkına bile sahip değildir.

Bir diğer sorun da demokrasinin oylama usulü ile çoğunluğun (güçlünün) azınlığa (zayıfa) tahakküm kurma hakkını vermesidir.

Demokrasinin diğer kurumları halkın tercihini istedikleri gibi yönlendirerek tek yapabildikleri politikacı değiştirme haklarını da ellerinden almaktadır. Böylelikle “Bunu halk istedi” şeklinde bir kılıf uydurma şansını yakalamasıyla da demokratik güçler yerlerini korumayı ve iktidarlarını gizlemeyi başarmaktadırlar.

bilmemek

01 Eylül 2004

üzüleceğimizi bilsek de gerçekleri bulmak ve öğrenmek zorundayız.

mesela sevgiliniz sizi aldatıyor. bunu bilmemek sizi daha mı mutlu eder.??

bilmemek demek aldatılmak demektir.
tüm hayatımızda sürekli aldatmak üzere tetikte bekleyen fikirler, haberler, yönlendirmeler, ideolojiler, dinler,… vs varken gözlerimizi kapayıp aldatılmışlığımız ve kullanılmışlığımız içinde mutlu mu olacağız. ?

akıl ve kalp

31 Ağustos 2004

Mistikler akıl (beyin) den başka bir de kalp şeklinde isimlenen bir bilinçten bahsederler.

kuran’da da bu kalplerin huzura ermesi, kararması, mühürlenmesi şeklinde ifade bulur.

bazıları da kalbi ruh olarak algılarlar.

halbuki insan şöle bi kendine baksın. gözle gördüğünden başka bir şey yok onda. ne var ne yok annesinin yumurtasını dölleyen babasının spermiyle döllenen bir emriyonun zamanla gelişmiş hali.

et, kemik, deri, kan, hormonlar, sinirler, vücut kimyaları, …

aklımızı yaratan beynimiz var. yine beynimiz duygularımız yorumluyor.

ama bazı şeyler de var beynin kontolü ile gelişmiyorlar. korkmak, gülmek, refleks, ağlamak, stres,..

bunlarda da vücut kimyaları ve özellikle de hormonların etkisi çok fazla.

geriye bi tek kaynağını çözemediğim içgüdüler var. o da zaten kalp denilen kavramdan bağımsız.

bütün belirtilen şeylerin kaynağı tanımlabilirken hala daha mistikler kalp diye bir şey ortaya atarak insanları bilinç ve akılla karar vermekten uzaklaştırmaya çalışırlar.

peki size göre kalp denen şey nedir?
kararlarımızı ve hayatımızı ne kadar etkiler?
etkilemeli midir?

paranoyaklık ve şüphecilik

31 Ağustos 2004

Paronayaklık şüpheciliğin ötesinde psikoloji de hastalık olarak da değerlendirilir. Yan, paronayaklar negatif paronaya eğilimleri göstererek mantığın ötesinde şüphelere dalarlar. Bu kıskançlık, yanlış hüküm vermek, vs gibi kötü sonuçlarla neticelenir.

Paronaya bazı pozisyonlardaki insanlarda artar. Özellikle iktidar olanlar olay büyüdükçe kontrollerinden çıktığı için şüphe ve paronayaları artar.

Bir de olayın gizemi arttıkça paronayanın şiddeti yine artar. Mesela pkk dan hatırlıyorum. casus diye bir sürü insan basit şüphelerle öldürülmüşlerdi.

1. Herşeye rağmen bilimin gelişmesi ve gündelik hayatta şüphe olması gereken bir durum.

2. Sağlıklı bir şüphecilikde; delillendirmedikçe şüphelere dayalı kararlar alınmamalıdır.

3. Sorgulama şüphe neticesinde ortaya çıkar. Sıralama şöyle olur:
şüphe (paronaya) -> sorgulama -> deliller -> yorum -> karar.
O halde karar dediğimiz üretmenin sonu şüphe ile başlar.

kralcılık

30 Ağustos 2004

İktidarın ortakları artıkça sömürünün şiddeti artar.

Kapitalizm ve Demokrasilerde iktidarın ortakları çoktur. En başta sermaye, sonra politikacılar, askerler, yargı ve medya. Bunlar hangi hükümet gelirse gelsin halk neyi seçerse seçsin hep iktidardadır.

Türkiyede bütçenin 1/3 nü götüren askerler, 100 binler civarında hiç bişey üretmeyen/üretemeyen politikacılar, mafya/güç odakları ile kolkola yargı ve sistemin propagandasını yapmakla tüm sayılan iktidar odaklarından payını alan medya, demokrasi dediğimiz sistemin iktidar merkezleridir.
Tüm bunlar çıkar için vardır ve hiç kimse bunları denetleyemez. Milletin kanını iliklerine kadar emerler.

Ancak krallık sisteminde şöyle bir avantajımız olabilir. İktidar tektir. Diğer iktidarlar Kralın kontrolündedir. Kral da bir meclis tarafından denetlenir. Yani kral iyi bir adamsa demokrasilerde denetlenemeyen ve kontrol altına alınamayan güçleri denetimi altına alır ve bunların zulüm üretmelerine engel olur.

Unutma ki monarşilerde kral bir meclis tarafından denetlenir. İktidar tektir ama alt birimler üzerinde denetim ve koordinasyon daha sağlıklıdır.

Ayrıca krallık geçmişle bağlantı kurulabilen ve devlet politikalarının tutarlı ve uzun soluklu olmasını sağlayabilen bir sistemdir.

‘Oylamaya dayalı sistemler’in manipüle edilen oylar nedeniyle sağlıklı olmadığını düşünüyorum. Bu anlamda kralcılık bir ara çözüm olabilir.

vahdet-i vücud

30 Ağustos 2004

Vahdet-i vücudu savunmakla herşeyin allah’dan olduğunu söylüyorsun.

Yani tüm varlığın var olmasına sebep Allah’tır, dolayısıyla da Allah varsa herşey var demektire geliyoruz (yada varlık varsa Allah’da vardır)

Senin dilinde varlığın oluşumuna sebep Allah, benim lisanımda -ulaşabilceğimiz bir bilgi bulma gayretiyle- kaos/evrim/evrene dönüşüyor.

Sen Allah tüm kainattır diyorsun, ben de varlığı yaratanın tüm varlıklar arasındaki olagelen ilişkilerin kaotik düzeninin kainatı yarattığını söylüyorum.

Sen “Hürriyeti Mutlaka Fikri, Ancak vahdeti Mutlaka da meşrudur” diyorsun ben “mutlak özgürlük mutlak kaosta mümkündür diyorum”

Sen “insana özgürlü allah’tan gelir” diyorsun ben “insanın kaos ve sisteme teslim olmasıyla/uyum göstermesiyle” özgür olabileceğini söylüyorum.

Sen “Allah dan başkasına itaatin (buna kendi nefsin de dahil) özgülükten uzaklşatıracağını söylüyorsun” ben “tabiatımıza uygun ve evrene katılımcı bir bilinç gelişirip tüm iktidarları reddetmekle özgürlüğe ulaşılabilceğini söylüyorum”

tanrı öldü

29 Ağustos 2004

Aslına bakılırsa Tanrı bir kurgulamadır. Onu insan beyni üretir. Yazılmış kitaplar ve onu yorumlayan insanlar. Başka da bir veri yok tanrı için.

Yüzbinlerce yıl insanları ürettiği tanrılar saflıklarını yitirdi ve fonksiyonları ortadan kalktı. Tanrı tanrılığını kaybetti. Tanrı öldü.

Tanrı yeniden aslına dönünceye kadar onu öldürmek yada ölü tutmak gerekir.

iş bulmak

26 Ağustos 2004

Hayattaki en zor şeylerden birinin işsizlik olduğunu tadan biri olarak böyle bir topik açma zarureti doğdu bende.

İşsizliğin ne meret olduğu konusunu çok fazla değinmek istemiyorum. Çünkü derdi olana bunu anlatmak çok anlamsız.

Benim değinmek istediğim işsiz arkadaşlarımıza moral ve fikir vermek, tecrübelerimizi paylaşmak.

İş bulmak için çeşitli kaynaklar var:

1. İnternet siteleri: www.kariyer.net www.yenibir.com www.secretcv.com ve daha bikaç tane daha (ineternette blabilirsiniz)

İnternet siteleri vasıtasıyla iş bulmak çok küçük bir ihtimal. Çünkü ilgili iş için o kadar çok kişi ile yarışıyorsunuz ki firmaların size görüşme için çağırmaları bile mucize oluyor. Ama yine iyi bir CV ile başvurmakta fayda var.

2. Gazete ilanları: Hürriyet İnsan Kaynakları en babası. Pazar günleri Hürriyetle birlikte veriliyor. Bunun yanı sıra Sabah Gazetesini ve sanırım Vatan Gazetesinin de Pazar günü işbulma gazetesi yayınları var.

Bunlara da başvurular internet sitelerinde olduğu gibi çok fazla oluyor. Ama şansınız daha yüksek. İlgili ilgisiz tüm işlere başvurun.

3. İş bulma kurumları: İş arayanlar özellikle insan kaynakları firmaları ile görüşmeliler. Bu firmalar iş arayanlardan çok detaylı formlar doldurmalarını istemekteler ve kişi vasıflarına göre tam olarak ayırt etmekteler. Özel elemanlar sizle görüşerek konuşma, prezentasyon, ingilizce yeterlik, güvenilirlik, çalışmaya isteklik gibi niteliklerinizi ölçerek değerlendirme yapmakta ve formalarınızla birlikte sistemlerine girmekteler. Kendilerine başvuran firmalara da sizi önerip onlara yönlendirmekteler.

Mutlaka bu aracı kurumlarla irtibata girin ve kenidiniz çok iyi sunun. Bu yöntem diğerlerine göre daha iyi. (Ben de bu tip bir firma aracılığı ile iş bulmuştum)

4. Tanıdık aracılığı: Bence iş bulmanın en geçerli yöntemi bir tanıdığın aracılık etmesidir. Çünkü işveren yabancı birini binlerce CV içinden eleye eleye seçerken, tanıdık birinin aracılık ettiği adayı çok kaba bir değerlendirme ile kabul edebilmektedir.

Tanıdığınız herkese durumunuzu ve iş aramadaki ciddiyetinizi ifade edin. Yine ilgili ilgisiz her işte kulakları olmasını ve size bildirmelerini isteyin.

…..

İş bulmada en önemli yardımcınız çok iyi dizayn edilmiş içeriği sıkmayan, yeterli, sizi ön plana çıkaracak ve ayırt edecek bir CV dir. Bunun için profesyonel yardım alın. Ayrıca başvuru yaptığınız alanlara özel CV leriniz olsun.

İşbaşvurusu esnasında uyulması gerekenler:

Güvenilir, çalışkan ve önemlisi istekli bir aday izlenimi uyandırın. Enerjik, uzlaşmacı olun. İnançlarınızı, siyasi görüşlerinizi ortaya çıkarmayın. Daha önce çalıştığınız yerleri eleştirmeyin. Önceki işlerinizden ayrılışınızın sebebi siz olmayın. Sık sık işdeğiştirir imajı vermeyin. Bunun için her çalıştığınız yeri yazmanıza yada açıklamanıza gerek yok. Çalıştığınız yerlerden en prestijli olnalrını yazın. Diğerlerinden bahsetmeyin. Yeteneklerinizi abartın. Unutmayın önemli olan işe girmenizdir. Bunun için ihtiyacınız olan diğerlerini aşmanızdır. İşe girdikten sonra kimse de bu dedikleriniz sizden istemez. İstese de halledersiniz Wink

ſimdilik aklıma gelenler bunlar.. Smiley Kolay gelsin..

gerçek

26 Ağustos 2004

Algılarımızla algılayabildiğimiz müddetçe ilgi konusu obje gerçektir.

Gerisi ise spekülasyon.

Mesela sen desen ki bana benim bir parmağım yok.

Bu senin için, seni gören ve normal bir insanda kaç parmak olduğunu bilen biri için bir gerçektir. Ama benim için gerçek olma ihtimali olan bir durumdur. Yani spekülasyon konusudur.

Mesela Süreyya doping aldı deniyor. Bunun gerçekliğini bizim bilmemiz mümkün değil. Çünkü doping alıp almadığına dair hiç bir algımız bize bilgi vermedi.

Tanrı konusu da öyle. Yine algılarımızla algılayamadığımız bir konu. Sadece ondan mesaj getirdiğini söyleyen insanların verdiği bilgilere sahibiz.

Sonuçta algılarımız teyit etmediği müddetçe bir şeye gerçektir yada değildir demek yanlış olur. Yorumsuz kalmak gerekir.


ilgi göstermişsek, duyu organlarımız algılamışsa ve varolduğunu beynimiz yorumlamışsa o şey vardır. onun var olduğunu aynı mevkide ve aynı zamanda bulunan insanlar da onaylayacaktır.
bu durumda onun var olması kaçınılmazdır. yani o bir gerçektir.

başka bir yaklaşım:

bunları cevap olarak yazdığım muhatabım olan Sen. Yazabilmen için insan olman gerekir. Bir klavye kullanmalısın ve bir beynin olmalı.

yani sonuçlar da varlıkların gerçekliğine delil teşkil edebilir. ama yine de bu tartışmaya açıktır.

sonuçlar üzerinden yola çıkarak varlığın olması bir yaratıcısının olması gerektiği fikrini öne sürenlerce tanrının varlığına delil gösterilir. halbuki bu daha önce ispat edilmiş birşey değildir. yani senin mesaj yazabilmen için var olman daha önce milyonlarca kez şahit olduğumuz bir olayın tekrarı iken tanrının yaratması için benzer bir pratik yoktur. yani orda belirsizlik ve yorum vardır.

şu halde sonuçlar üzerinden varlığı ispat için gerekli şartlardan birinin, daha önce benzer bir pratiğinin olması gerektiğini anlamak gerekir.


gerçek yoktur diyemeyiz.
gerçek geçicidir diyebiliriz belki.

mesela yerçekimi vardır diyoruz. cisimleri yere bıraktığımızda hep yere düşerler.
ama bi zaman ve mekan gelir cisimler yer düşmez olurlar. o zaman yerçekiminin gerçekliği ortadan kalkmış demektir.

ama şu anı değerlendiriyorsak, algılarımız gerçeği doğrulamasına güvenmek zorundayız.

anarşizmde örgütlenme

25 Ağustos 2004

örgütlenme kelimesiyle örgütü de tamamen ayirmak isterim.

yani örgüt ve örgütlenme ayri seylerdir.

örgüt benim yukarda bahsettigim sekilde olur. ama örgütlenme amaca yönelik kisa süreli koordinasyonlar, sorumluluk ve yetki dagilimlaridir. örgütün geçici amaçlari bittiginde de bu örgütlenmeler dagilir. ancak örgüt genel yasalari ayakta durdugu sürece dogal olarak ayakta kalir.

özetliyorum: örgüt dogaldir. bir hiyerarsi gerektirmez. ancak örgütlenme kisa vadeli amaçlar için örgüt içinde olusan bilinçli olusumlardir.

örgüt harekete geçtigi noktada örgütlenmeli ve amaca yönelik bir alt kurum olusturmalidir. amacini gerçeklestirdiginde ise bu kurum da ortadan kalkmalidir.
mesela sosyalistleri bir örgüt olarak düsünürsek,

örgüt: sosyalizmi amaç edinmis asgari ortak bilinçteki insanlar.
örgütlenme:kapitalizmi yikmak için kurumsallasmis birim(ler).
yakin amaç: burjuvayi ortadan kaldirmak ve proleterya iktidari
uzak amaç: komunizmi getirmek için proleterya iktidarinin tasfiyesi.


Anarşizmde Örgütlenme nasıldır?

(Bence) örgütlenme en az iki kisinin bilinçli veya bilinçsiz bir sekilde bir araya gelmesi, ortak ideallere sahip olmasi, eylem birlikteligi içinde olmasi ve tüm bunlarin olmasi için de aralarinda hukuksal iliskinin gerek sart olmadigi topluluklardir.

bu tanima göre:

1. en az iki en fazla tüm insanlik-1 kisiden örgüt olusur.
2. olusan topluluk bilinçli veya bilinçsiz birliktelik yasayabilir.
3. birlikteligin ortami: fizik dünya, net, düsünce olabilir.
4. Örgüt tanimi geregi örgüt içinde örgüt de olasidir.
5. asgari eylem ve görüs birlikteligi örgütün olmasi gereken unsurlaridir. bunlar örgütün anayasasidir. detaylar konusunda bireyler özgürdür.
6. örgüt herkese açik olmalidir. sahibi olamaz. liderlik dogaldir. gönüllülük esastir.
7. örgüt amaç (hatta araç ta) degil, dogal bir süreçtir.
8. örgütü korumaya çalismak amaç olmamalidir. esas amaç “örgüt amaçlarinin ve eylemlerinin güncellenmesi olmalidir”. bu yüzden kutsal olan örgüt degil birlikte olmanin nedenidir.


yalnız anarşisler kendi bayraklarını yakma kabiliyetine sahip olabilirler.
anarşistler başkalarının ve kendi ürettikleri iktidarları yok etmeyi amaçlarlar.
bunun için de kendilerini iktidar edebilecek potansiyele sahip örgütlenmelerde yer almamalıdırlar.