özel mülkiyet

25 Ağustos 2004

Evet anarşizmde özel mülkiyet korunur ve savunulur.

(özel mülkiyet: sermaye, eş, çocuk, üretim araçları, tüketim araçları)

Çünkü özel mülkiyet bireye özel alan yaratma şansı sağlar.

Özel alanlar ise özgürleşmek için gereklidir.

Ancak sermaye (özel mülkiyet) iktidar aracına dönüşcek kadar bireylerde yoğunlaşmamalıdır. Sistem buna uygun dizayn edilir.

inanç

24 Ağustos 2004

din moduna girdiğinde, doğru namaz kıldığında, O’nunla irtibata girmeye çalıştığında, Kuran okuduğunda tanrıyı bulduğunu sanıyorsun. Belki de buluyorsun. Ama emin değilim.

Çünkü bu şekilde bir şeye motive olduktan sonra bağlanmayacağın, inamayacağın bişey olamaz.

Düşünsenize adamlar uzaylılar gelecek diye toplu halde intihar etmişlerdi. Onlarda benzer yöntemleri uyguladılar ve inandılar davalarına.

Bu yüzden içinde olduğumuz durumu hep dışardan izlemek ve objektif değerlendirmek zorundayız.

İnanmak istedikten sonra inanılmıcak hiç bir şey yok.

dostluk

23 Ağustos 2004

egolarımız herşeyden üstün. dost belirlediklerimizden bile.

ama ne zaman ki dostluklarımızı egolarımızın önüne geçirebilirsek o zaman gerçek dostluklar elde edilir.

dost olmak için, sonsuz güven, koşulsuz vermek, maskesiz tutum ve değer bilmek gerekir.

herkes dost olamaz. bu iş insan olmayı gerektirir.

Ne yapmalı?

20 Ağustos 2004

Ne yapmalı?

Ben bu sorunun cevabını biliyorum. Ama cevabı bildiğimi size nasıl ispatlayacağımı bilmiyorum. Çok çok konuşmak gerekiyor. İki saturla yada gözden kaçmış bir mesajla bu ne kadar anlatılabilir.

Ne Yapmalı?

Cevabı bulmak için bütüne bakmak lazım. ſunu yapmalı bunu yapmalı diye cevap veremez alamayız.

Ne yapmalı?

Ne yapmak gerektiği o kadar açık ki. Söylenmiş bu kadar söze daha ne ekliyim daha nasıl anlatıyım diye kendimi geriyorum. Ama hep tekrar hep tekrar olmalı sanırım. Başaka bişey elden gelmez. Gökkubenin altında söylenmemiş söz yok.

Ne yapmalı?

Kendini adam etmeli herşeyden önce. Kropotkin gibi varlığın içinde yokluğa ortak olmalı. Vermeli vermeli.

Sonra dostlar edinmeli. güvendiğin yoldaşlar.

Sonra bişeyler üretmeli. dostluk, güven, kardeşiğin ne iş yaptığı önemli değildir. onlar ne yapsalar iyisini ve doğrusunu yaparlar.

Ne yapmalı?

Yeni bir medeniyet kurmalı. Köleliğe alıştıran binlerce yılın birikimini bilinçlerden silmeli. Özgürlüğün gücünü ve tadını kitlelere tanıtmalı.

Ne yapmalı?

ben bir şey yapamam. herkes kendi işini kendi görür. insanlara kendi işlerini görmek öğretilecek.

Ne yapmalı?

ben bir şey yapmıcam. toplum kendi evrimini yapacak. ben evrime katkı sağlamaya çalışacağım.

Ne yapmalı?

Örnek olacağım. İşimle, kimliğimle, ailemle, bilgimle, kültürümle örnek olacağım. imrenileceğim. düşmanlarım bile beni takdir edecek.

Ne yapmalı?

Yapacak çok şey var. Ama başa dönelim. Önce adam olmalı.

olasılık

19 Ağustos 2004

Bir kurala dayanmadan hiç bir sey gerçeklesmez.

Bir parayi attiginizda yazi-tura gelme olasiligi, paranin ilk konumuna, sizin parayi atis hizina, paranin agirligina ve dolayisiyla dönüs adetine baglidir. Sartlar ayni oldugu müddetçe de hep ayni yüz gelir. Yani gerekli durumlar gerçeklestiginde olasilik ortadan kalkiyor degil mi?

Bu basit örnekten yola çikarsak daha komplex olasiliklar için de eger mümkün olsa ayni sartlar gerçeklesse yine rastlanti (olasilik) ortadan kalkar.

Rastlanti diye bir sey yoktur. Ona tanrisal içerik katmak, açiklanamayan ögeleri tanriya baglama gelenegimizden geliyor.

Mesela benim burada yazmam kesinlikle rastlanti degildir. Benzer sartlarin kesisim kümesinde onunla karsilikli yazisiyoruz iste. Baska bir açiklamasi var mi rastlantinin?

yaratilisi açiklayan teorilerden biri canlilarin sifresini tasiyan hücredeki DNA, RNA sarmallarinin rastlantisal olarak dizilmesi üzerine kurulur.
eger rastlantiyi var sayarsak arkasinda dogadan farkli bir güç aramak gerekir.

bilimsel olarak rastlanti diye bir sey yoktur. biz buna olasilik deriz ve bunun hesabini yapariz.
mesela bir data hattinda yanlis bit gönderilme sizin deyiminizle rastlanti iken biz buna olasilik deriz ve bunun olma ihtimalini hesaplariz.

aslinda rastlanti ile olasilik kelimeleri de farkli. daha önce dedigim gibi olasiligin gerçeklesmesi durumu tesadüf yada rastlanti olarak adlandirilabilir.

özetliyorum:

1. rastlanti olasiligin bir sonucudur.
2. olasilik kontol altinda olmadigi düsünülen olmasi muhtemel durumdur.
3. tesadüf ve rastlanti es kelimelerdir.
4. olasilik hesaplanabilir.
5. benzer sartlar yaratildiginda olasilik (dolayisiyla rastlanti) ortadan kalkar.
6. sartlari belirleyen gücün niteligi olasiliklari en aza indirmekle ters orantilidir.
7. olasiligi hesaplayan gözlemcinin olasik miktarini azaltmasi (dolayisiyla rastlantiyi ortadan kaldirmasi) istatistik hesaplara ve sartlarin analizdeki dogruluga baglidir.
8. sonuç olarak mutlak bilgi olasiligi ve rastlantiyi ortadan kaldirir. bu da onlarin olmadigina delalet eder.

anarşist şirket nasıl olur?

18 Ağustos 2004

kuralları şunlar olabilir,

1. çalışanın işyerinin ortağı olması
2. yönetim pozisyonlarının koordinasyon sorumlusu şekline dönüştürülmesi
3. bey, müdür vs gibi kavramların kaldırılması
4. karar verme süreçlerinin işi yapanlarca oluşturulması
5. çalışanların ailelerinin de sisteme dahil edilmesi.
6. çalışma saatlerinin esnek ve haftada en çok 30 saat olarak belirlenmesi

bunlar şirket içi idari yapılanmada düşünülebilecek şeyler. ayrıca şirketin pazarlama ve üretim politikaları konuşulabilir.

kutsal olan ‘ben’ dir

17 Ağustos 2004

İnsanın ben’ini kutsamasının anlamı nedir?
Ben tanrı mıdır?
Ben efendi midir?
Ben köle midir?

hangi felsefi doktrinlerce beslenebilir?
- nihilizm ?

ben i kutsamak özgürleştirir mi köleleştirir mi?

ben yalnızlaştırır mı?

ben bana dost/düşman olur mu?
ben başkalarına beni sevdirir/düşman eder mi?
aşk ben’ e midir?

siyasal/toplumsal sonuçları neler olur?

ben’in gücü nedir?
onunla işbirliği bize neler kazandırır?
ben bilmeyi sağlar mı?
ben anlamayı sağlar mı?
ben bilgi üretir mi?

ben bana vahyeder mi?


Önemli olan zoru başarmak ve onu kutsamak.

‘ben’ ‘biz’i inşa edebilirse o ‘biz’ kutsal olmayı hak eder.

Ve kutsal bir değer gibi korunmalıdır.

eşitlik

16 Ağustos 2004

Akıl net bir şekilde eşitlik olmadığımızı gösterir.

Adalette bile eşitlik olmaz. Aynı durum için iki ayrı kişiye iki ayrı ceza vermek bence gerçek adalettir.

Yalnız eşitlik denince insanların doğal haklarını vermek/vermemek şeklinde düşünmemek lazım. Tabiki insanlar hakettiklerini ve doğal insan haklarını almalılar.

Ama doğal insan haklarının ötesindekileri hakettikleri kadarıyla ve bedel ödemek şartıyla almalıdırlar.

Herkese eşit hak dağılımı insan fıtratına, adalete ve sosyal sistemlere aykırıdır.

barış

16 Ağustos 2004

1. Barış da taraflar vardır. İnsan-insan, insan-doğa, insan-kendi, insan-tanrı, insan-eşya, insan-nefis, insan-bilgi, insan-adalet, …

2. Barış taraflar arasında bir husumet, güvensizlik, ezme-bastırma-iktidar isteği doğduğu anda bozulur.

3. Barışı önce duygular bozar, duygular eylemleri, eylemler nefretleri, nefretler tekrar duyguları,… tetikler. Yani kısır bir döngü oluşur. Bu kısır döngü taraflardan birinin yenilgiyi kabullenmesiyle son bulur.

4. Yenilgiyi kabullenen karşı tarafı kabullenmek zorundadır. İnançsal, fikirsel, maddi, manevi kabul olmaz ise gerçek barış gerçekleşmemiş olur ve külün içinde koz gibi yeni bir savaş için alevlenmeyi bekler.

Savaş ve barış insanlara özel kavramlar değiller:

Bir fil onlarca yıl sonra kendine zarar veren birine saldırabilir. Bu onun hafızasını, bilincini, ihtiyaç dışı saldırma ve intikam duygularının varlığını gösterir.

Bir de hayvanlar vicdani olarak da (bizim ideolojiler için savaşmamız gibi) saldırırlar. Yavruları saldırıya uğrayan bir tavuk canını kolaylıkla tehlikeye atar. Halbuki hayvansal ve otomatik bir davranışta bu olmazdı.

Hayvan topluluklarında biz de olduğu gibi lider erkekler vardır. Bunlar liderliği ele geçirmek için yaşlı haleflerini haledebilmek için sürekli tetikte beklerler ve ilk fırsatta saldırırlar. Topluluğun dişileri lider olduğunda hemen onun haremi olurlar.

Hayvanlarda barış da yine benzer. Yenilen taraf boyun eğer. Ama intikamını almak için yine de fırsat kollar. Bu da sürekli savaş halidir. (Bizde de öyle)

Hayvanlar içinde barışa en yakın yaratıklar sanrım balıklar ve daha alt bilinçler.
Balıkların hafızası 10 dakkayı geçmez. Bu durumda büyük savaşlar yaratacak intikam duyguları onlarda birikmez.

Savaş çığırtkanlarını dikkatle inceleyin. Sürekli size toplumun balık hafızasından bahsederler.
Toplumun balık hafızasında yaşam böylesi savaşlarla sürerken, fil hafızasına sahip olması durumunda ne olurduk allah bilir.
savaş toplumun evrimini sağlayan bir süreçtir.
savaşlar doğru ve yanlışı ortaya çıkarır.
savaş sadece şiddet değildir. şiddet kullanmadan da savaş olur.
şiddet kullanmadan yapılan savaşlar desteklenebilir ve bu çalışma içinde bulunulabilir.

Allah bizden ne istiyor?

14 Ağustos 2004

Allah bizi neden yarattı?
Bizden ne istiyor?
Dünyada tek yaşıyor olsaydık yine de dinin kuralları geçerli olacak mıydı?

Allah’ı sevmek zorunda mıyız?
Sevmez isek cehenneme mi gideceğiz?
Biz ona ağa olamaz mıyız?
Neden bu kadar şeyi yarattı. Bize hizmet etsin diye mi?
Öylesye Allah bize hizmet edenleri yaratmakla bize hizmet mi ediyor?
Bizden yoksa bu hizmetinin karşılığını mı istiyor?
Peki hizmetleri (hediyeyi) reddedersek yine de onu sevmek zorunda mıyız?
Biz halk edildiğimizde böyle bir pazarlık mı yaptık ki şartlarına uymak zorunda kalalım?
ſartlarını kabul etmediğimiz bir anlaşmaya uymaya zorlanmak adil mi?