dinlerin evrenselliği

14 Ağustos 2004

İbrahimi dinler (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) bildiğimiz üzere yakın coğrafyalarda ve insanlık tarihi ile kıyaslandığında çok çok kısa bir zaman aralığında peşpeşe ortaya çıktıklarını görüyoruz.

Özellikle Müslümanların yahudilerle ilişkileri çok açıktır. Hatta kanunları bile birbirine karışmıştır (recm cezası). Bence müslümanlık yahudilikten çok fazla etkilenmiştir. Bazılarının zannetiği gibi bu etkileşim sadece sonradan değil (bkz. Muslafa İslamaoğlu. Yahudilik Temayülleri) daha İslamın bina olduğu dönemlerde olmuştur.

Dünya üzerindeki bu üç hakim din icad oldukları dönemlerin kültürlerini, kurallarını, gereklerini maalesef tüm çağlara ve kültürlere taşımışlardır.

Ancak bu dinlerin temellerine indiğimizde tüm dünyayı kapsayacak açık evrensel mesajlara rastlayamayız. Yani İslamiyet 6 ay gece/gündüz yaşayan bölgelerdeki namaz vakitlerine neden açıklık getirmedi. Neden kuran günlük olaylar üzerine yanıtlarla çoğaldı da tüm dünyanın evrensel sorunlarına net açıklamalar getirmedi. Neden genel felsefi sorulara yanıtlar getirecek kadar dahi açık cevaplarla gelmedi. Neden bu kanunlar dünyanın diğer yanlarında kurandan habersiz insanların kanunlarıyla aynı değil, neden …

Kuran kanunları hiç de tüm kainata hitap edecek gibi değil. Kafanızdaki şablonları çıkardığınızda sadece o dönem araplarının gündelik sorunlarına hitap etmekten ileri gitmediğini göreceksiniz.

Kuranın kanunları o dönemin lokal coğrafyasının lokal sorunları ile ilgilendi. O dönemin sorunlarına kuran ile getirilen çözümlere günümüze taşımaya çalışarak hayatı düzenlemeye çalışmak insanlara zulümdür.

Ya Kuranın evrensel mesajını yakalayıp onunla tüm hayatı yorumlayın yada boş işleri bırakın. Bu işler böyle olmayacak.

hatırlamak

13 Ağustos 2004

Beyin herşeyi kaydeder..
Sorunumuz hatırlamayı bilmemek yada ona göre beyni programlayamamaktır.

Hatırlamak için hatırlanması gereken olayların kenarına beyin flagler yerleştirir. (Programcılar ne dediğimi anlamıştır) Bir tür adresleme.

Önem sırasına göre hatıralar çekmecelere yerleştirilir. Bazıları o kadar önemlidir ki en üstte yer alır ve hiç unutulmaz. Onun flag’i en önemli flage’idir.
Bazıları ise oldukça önemsizdir beyin programımıza göre. Bunlar ise bir saat önce bile olmuş olsa önemsiz flage’i yapıştırıldığı için ilgi sıralamasında en alttadaır ve hatırlanmakta zorlanılır. Silinmesi gerektiğinde en alttakilerden itibaren çekmeceler boşaltılır.

Not: Tibetli rahiplerin hatırlanma tekniklerinden esinlenilmiştir. adamlar bu yolla kitapları sayfa numarası ve paragrafına göre tamamen ezberleyebilmektedir.

Algı ötemizi fizikötesi ile yorumlama hastalığı

13 Ağustos 2004

yaşadığımız ve ulaşabildiklerimizi incelediğimizde belli tabiat kanunlarına tabii olduklarını görüyoruz.

ağırlık, hacim, sonlu olmak, başlangıç ve bitişinin olması, vs.

mesela hacimi alalım.

her hacimi başka bir hacim kapsıyor.
örneğin bir bardak suyu kapsayan bardak bir odada, oda evde, ev atmosferde, atmosfer uzayda, uzay, …

evet nokta noktaya geldiğimizde bu noktadan sonra algılarımız yetmediği için fkir yürütmeye başlıyoruz ve çoğunlukla fikirlerimiz fizikötesi oluyor.

insanlar uzayı bilemden önce önce dünyayı kapsayanı kafalarına göre yorumluyor ve çoğunlukla tanrı ile ilişkilendiriyorlardı.

şimdi uzay bulundu. yani fiziksel bir cevap var elimizde artık.
ilerde başarabilirsek uzay ötesini de bulacağız ve eminim onu da fizik parametrelerle değerlendirebileceğiz.

neden ulaşamadıklarımıza hemen fizikötesi yorumlar yaparız.

çünkü bu bizim eski çağlardan kalma dini üretme geleneğimizin bir tezahürü.

geçmiş ve gelecek

13 Ağustos 2004

1. Ölüm geldiğide yaşanılacak an bittiği için ölen bir insan için gelecek yok mudur?

2. Geçmişte yaşamış ve ölmüş biri için biz şu an onun geleceğini mi yaşıyoruz.?

3. Biz gelecekte yaşayanlar için onların geçmişlerini mi yaşıyoruz?

4. Geçmişi yaşanacak geleceğe döndürmek mümkün müdür? (Bu geçmişe dönmek anlamına da gelir)

5. Geçmiş ve geleceğin olmadığı ‘şu an’ nasıl tanımlanabilir. Geçmiş midir? Gelecek midir?. Böyle bir şey var mıdır? Yok ise geçmiş ve geleceğin iki ayrı kavram olduğu çelişkili olmaz mı?

Geçmiş ve Geleceğe somut bir benzetme yaparsak:

Tek bir çizgi üzerinde tek yönlü olmak şartıyla yol alalım. Geldiğimiz lokasyon geçmiş, gideceğimiz lokasyon gelecek olsun.
(Benzetme: Ankara’dan geldim. İzmitteyim. İstanbula gideceğim.)

1. Geldiğim yeri bilebilirim. Gideceğim yeri ise planlamışım. Gerçekte varabileceğim yada neyle karşılaşabileceğim meçhul. ſu anki pozisyonum (İzmit) oldukça net.

2. Geldiğim yer ve gideceğim yer az buçuk belirsiz olsa da şimdi bulunduğum yer tartışılmaz.

3. Geldiğim yer şu anki teknoloji ile fiziksel olarak ispatlanabilir. Gideceğim yer şu anki teknoloji ile ispatlanamaz.

4. Geldiğim yer için niyet ve amaçlar değerini yitirmiştir. Ancak gideceğim yer için niyet ve amaçlar önemlidir. Gideceğim yerin niyet ve amaçları geldiğim yere göre belirlenir.

5. ſu anda bulunduğum yerden gideceğim yere kendi pozisyonumu değiştirerek ulaşmak yerine gideceğim yerin poziyonu bana getirilirse oraya ulaşmanın olağandışı ve zor bir yolunu kullanmış olurum. Yönümü değiştirmemek koşulu çerçevesinde, ancak zeminin kaydırılması (İzmitten Ankaraya- sağdan sola) yönetimiyle ankaraya ulaşabilirim.. Bu olasılık bize geldiğimiz yerin de bize getirilebilme olasılığını da doğurur ki bu da zaman yolculuk anlamına gelir.

6. geçmiş ve geleceği uçlarını birleştirirsek elde ettiğimiz çember bizi sonsuzluğa götürmez mi?

sanat anlayışlarına savaş açmak

07 Ağustos 2004

müziğin kendisine hınç beslemek doğru değil.

müzik müziktir. kitlesi onu yaratır.

arabeski dinleyen insanlar onun basitliği tanıdık nağmeleri ile tatmin oluyorlarsa bu müziğin değil insanların basitliklerinin sorunudur.

insanlara basit demek belki rahatsız edici olabilir ama müzik seviye ister. eğer birileri müzik adına emek verip bir yerlere geliyorlarsa bu da bir fark yaratır.

sorun kültür sorunu. alt kültürlerin eğilimidir arabesk.

alt kültürleri yok etme planınız varsa arabeske karşı olun,
ama tüm kültürleri renklilik ve zenginlik olarak değerlendiriyorsanız bırakın dinlesinler demelisiniz.

ben ikincisini seçiyorum.

zaman nedir ?

04 Ağustos 2004

1. zaman en boy yükseklik ile birlikte maddeyi tanımlayan dördüncü bir parametredir. zaman olmasa hiç bir şey olmazdı. yani bir şeyi gözlemleyebilmek için bizim ve objenin zaman boyutunda bulunmamız gerekiyor. ikisinden biri zamanın dışında olabilseydi acaba objeyi gözlemleme şansımız olur muydu?

2. zaman bana öyle geliyor ki beynimizin ürettiği bir kavram. beyin yorumlamak için zaman boyutunu hesaba katmak zorunda.

3. bazı durumlarda zamanın durduğunu yada hızlandığını hissetmemiz yine beynin zamanı algılama ve boyutlandırma niteliği ile ilgilidir.

4. zamanı beynin bir ürünü olarak ele alırsak ve gerçekte var olmadığını iddia edersek tüm algılayabildiklerimizi de red etmemiz gerekir.

5. olmayan bişey durdurulamaz veya ötesine geçilemez. bu bize zamanın olmadığı hakkında fikir verebilir.

6. zaman boyutunu varlıkların üzerinde kaldırırsak ne olur? herhalde o zaman sonsuzluğu keşfetmiş oluruz. yani yaratılmışlığın ilki ve sonu ortadan kalkacağı için yaratılış gerçeğini bulmuş olacağız. bu da bize tanrı hakkında fikir verecek.

kendini yaratmak

29 Temmuz 2004

hayattaki temel amaçlardan biri kendini yaratmaktır.

ancak özgür olduğunda insan kendini yaratabilir.
aksi durumda kukladan başka bir şey olamaz.

Allah’ın varlığı

25 Temmuz 2004

Allah’ın -var ise- mevcut haldeki tutumu insanı ve tabiatı tamamen özgür veya tamamen zorba (bakış açısına göre değişiyor) bir sisteme terk etmiş olmasıdır.

yani yaratılmış olan her şey hem O’na kanunlar çerçevesinde boyun eğiyor hem de kaos un parçası olarak gelişigüzel olabiliyor.

İşte bu zıtlıkların birbirine geçmesi ile örülü denge ile ancak tanrı kendini bildirebilir. Yoksa ben tanrıyım, asarım keserim, şöle yapın böle yapın şeklindeki varlık bildirimi bana biraz ilkel geliyor. Bu şekildeki bildirim ancak insan zekasının ürünü olabilir.

hayalperestler mutlu olamazlar

25 Temmuz 2004

Hayaller peşinde koşan ve hayalleri gerçekleşen birinin mutlu olacağını düşünmüyorum.

Çünkü o hastadır. Onun tutkusu hayal kurmaktır. mevcut durumunu beğenmediği ve tatmin olmadığı, başkalarının sahip olduklarında gözü olduğu için hayal kuruyordur zaten.

Hayallerine kavuştuğunda bu huyu değişmeyeceği ve yeni hayallere koşacağı için mutlu olamayacaktır.

unutmak

25 Temmuz 2004

bi kere insan beyni mükemmel bişey.

unutuyoruz ki, sıkıntılarımız, dertlerimiz, düşmanlıklar yok oluyor,
unutuyoruz ki, lüzumsuz bilgiler sürekli beynimizi meşgul etmiyor,
unutuyoruz ki, aşklar sevgiler, tutkular, beklentiler bizi sonsuza kadar esir almıyor,

unutma sebepleri farklı olabilir.

hatırlama beynin zarında oluyomuş (hatrıladığıma göre Smiley )
beyin iltihap, fizik zarar filan gördüğünde unutkanlık hastalığı olur.

bunun haricinde
uykusuzluk, dikkat dağınıklığı, alkol, dengesiz beslenme, yoğun iş temposu, farklı konulara odaklanma gibi sebeplerle de geçici unutkanlık durumları olabilir.
ayrıca rutin hayat. yani beynin kaydetmeye değer bi şeyi olmadığı durumlar da unutkanlık sebebidir.